|
|
WordReference tam bu tümceyi çeviremiyor ancak her bir kelimeye tıklayarak anlamını görebilirsiniz.
Aradığınız tam cümleyi bulamadık. "warning" için olan girdi aşağıda gösterilmektedir. Ayrıca bakınız: light
| Temel Çeviriler | WordReference English-Turkish Dictionary © 2026: | warning n | (signal of alarm, etc.) | ikaz alarmı i. | | | | ikaz işareti, lambası i. | | | If the warning sounds, stay inside and close all doors and windows. | | | Eğer ikaz alarmı çalarsa, içeride kalın ve bütün pencere ve kapıları kapatın. | | | İkaz işaretlerine dikkat etmediği için karşıdan gelen aracı göremedi. | | warning n | (notice, alert) | uyarı, ikaz i. | | | They should have issued a warning about the weather. | | warning n | (caution) | ihtar i. | | | | uyarı, ikaz i. | | | This is your last warning. Don't do it again. |
| Temel Çeviriler | WordReference English-Turkish Dictionary © 2026: warn [sb] [sth], warn [sb] that [sth]⇒ vtr | (advise) | haber vermek geçişli f. | | | | uyarıda bulunmak f. | | | He warned me that the train might be late. | | | Bana, trenin gecikebileceğini haber verdi. | | warn [sb] against [sth] vtr + prep | (caution) | uyarmak, ikaz etmek geçişli f. | | | He warned his son against that kind of behaviour. | | | Oğlunu bu tarz davranışlara karşı uyardı. |
| Ek Çeviriler | WordReference English-Turkish Dictionary © 2026: | warn [sb] to do [sth] v expr | (advise to) (birisini bir konuda) | uyarmak geçişli f. | | | Patrick's parents warned him to be careful on his round the world trip. | | | The doctor warned Jane not to overdo things before she was completely recovered. | | warn⇒ vi | (advise) | ikazda bulunmak f. | | | | duyurmak, bildirmek f. | | | The UN are warning of further climate change issues. | | warn [sb]⇒ vtr | (admonish) | ithar etmek geçişli f. | | | | ikaz etmek, uyarmak geçişli f. | | | I'm warning you! If you do it one more time, I'll send you to bed. |
| Deyimsel fiiller | WordReference English-Turkish Dictionary © 2026: | warn [sb] off [sth] vtr phrasal sep | (advise of the dangers of: [sth]) (bir şeyin) | tehlikelerini anlatmak f. | | | (tehlikeye karşı, vb.) | uyarmak f. | | | The lifeguard warned the boys off diving into the shallow water. |
|
|